Dünya Metafiziktir

13 Nisan 2010 Salı

Kaçınılmaz Olan Apaçık Gerçek Yaklaştı: Kıyamet


Kaçınılmaz Olan Apaçık Gerçek Yaklaştı: Kıyamet"Kendi nefisleri konusunda   
düşünmüyorlar mı? Allah, 
gökleri, yeri ve bu ikisi 
arasında olanları ancak hak
ile ve belirlenmiş bir süre 
(ecel) olarak yaratmıştır. 
Gerçekten, insanlardan çoğu 
Rablerine kavuşmayı inkar 
ediyorlar." (Rum Suresi, 8)

Yaşamınızı yönlendiren olaylara şöyle bir göz atın.
Büyük olasılıkla bir yerlere ulaşmak için uğraşıyor,
yaşam mücadelesi" içinde iyi bir yer almaya
çalışıyorsunuz. Hayatınızdaki pek çok şeye yoğun
bir dikkat veriyor, bu konular üzerinde derin derin
düşünüyorsunuz. Ama yaşamınız boyunca
düşünmekten kesinlikle kaçındığınız konular da var.
Ölüm bunlardan bir tanesi, belki de en önemlisi.
Ölüm, düşünüldüğünde insanda etki uyandıran ancak
çözüm getirilemeyen kesin bir "son". (Harun Yahya,
Kıyamet Alametleri)

Kuran ahlakını yaşamayan insanlar kendilerini
korkutan bu sondan çeşitli yöntemlerle korunmaya
çalışırlar. Bunlar arasında en yaygın olarak tercih
edilen ancak en akılcı olmayanı; korku duymak
yerine, böyle bir konuyu akla getirmemek hatta
mümkünse unutmaktır. Allah birçok insanın
düşünmekten kaçtığı, ancak çok yakın olan
bu gerçeği, ayette şu şekilde bildirmiştir:

"Her nefis ölümü tadıcıdır. Kıyamet günü 
elbette ecirleriniz eksiksizce ödenecektir. 
Kim ateşten uzaklaştırılır ve cennete sokulursa,
artık o gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya 
hayatı, aldatıcı metadan başka bir şey değildir."
(Al-i İmran Suresi, 185)

Siz bu satırları okurken veya bu yazı bittikten
sonra günlük uğraşılara daldığınız zaman da
ölüm size çok yakındır. Yaşınız kaç olursa olsun
geçen her gün, sizi kaderinizde yazılmış olan sona
doğru biraz daha yaklaştırmaktadır. Bu sondan
kaçmak, hatta biraz ertelemek için almakta
olduğunuz önlemlerin hiçbiri sizi bu dünyada "geçici"
olmaktan kurtaramayacaktır.

Sizin hayatınız da, sizden önceki tüm insanlar gibi
bir gün son bulacaktır. Ancak her insan gibi sizin
için de ölümle bitecek olan dünya hayatı, kıyamet
günü yeni bir kalkış ile başlayacak ve sonsuza
kadar devam edecektir. O gün sadece siz değil
tüm canlıların, yeryüzünün, hatta evrenin son
günüdür. Dünya hayatının son bulacağı kıyamet
günü, yalnızca dehşetin yaşandığı, boyutları hiçbir
insanın hayal edemeyeceği kadar korkunç, aynı
zamanda görkemli bir "son gün" olacaktır.
Yeryüzündeki herşey yerle bir olacak, dağlar bir
yün gibi çözülecek.Ardı ardına gelecek büyük
felaketler olacak güneş körelecek, yıldızlar kayıp,
yok olacaktır. Ardından Allah o vakte kadar dünya
üzerinde yaşamış tüm insanları canlandırılacak,
bir araya toplayacak ve her insan bu güne şahit
olacaktır. Rabbimiz'in ayette belirttiği gibi, bu "son gün"
inkarcılar için zorlu bir gündür. (Müddessir Suresi, 9)

Bu bahsettiğimiz kıyamet günü insanların çoğunun
tahmin ettiği gibi hiç de uzak değildir, yaklaşarak
gelmektedir. O gün dünyayla birlikte ve dünyaya ait
olan herşey de yok olacaktır. Hırslar, istekler, kızgınlıklar,
beklentiler, kıskançlıklar, düşmanlıklar ve zevkler sona
erecektir. Geleceğe yönelik planların hiçbir anlamı
kalmayacaktır. Allah'a döndürüleceğini unutan
herkes için, o çok sevdiği, sonsuz hayata tercih
ettiği dünyanın tüm o aldatıcı zenginlikleri, güzellikleri
ve meşguliyetleriyle sona erdiği gün gelmiş olacaktır.
İşte o gün, insanlar Allah'ın varlığına kesin bir biçimde
şahit olacak, unutmaya çalıştıkları hesap günü ile karşı
karşıya kalacaklardır. Eğer iman etmemişlerse gaflet
içinde geçirdikleri kısa ömür sona erecek, azap dolu
sonsuz bir başlangıç kendilerini bekleyecektir. İnkarcılara
asla mutluluk getirmeyecek bu sonsuz azap dolu yaşam
ilk andan itibaren öylesine şiddetlidir ki, bunu yaşayanlar,
azabın yerine yok olmayı isteyeceklerdir Ama bu da
mümkün olmayacaktır. O gün herkes en küçük ayrıntıya
kadar dünya hayatının hesabını vermek üzere Allah'ın
huzuruna çıkacaktır.

Kıyamet günü, dünya hayatının hatta tüm kainatın son
günüdür, ama aynı zamanda da ahiretteki sonsuz yaşamın
başlangıcıdır. O sonsuz yaşamın başlangıcında, insanların
tümü yeni bir dirilişle dirilecekler ve dünyadaki yaşamlarında
Allah'a ve karşılaşacakları bugüne inanmış olanlar cennette
ağırlanırken, inkar edenler cehenneme sevk edileceklerdir.

Bu, insanoğlunu bekleyen en büyük gerçektir ve başka hiçbir
dünyevi düşünce bu gerçeğin üzerinde düşünmek kadar
önemli olamaz.

Kendisinden asla kaçış olmayan kıyamet gününü gözardı
etmek, onu hiçbir zaman ortadan kaldırmayacak, aksine
insanların kaçışı olmayan sonsuz hayatını azap içinde
geçirmelerine sebep olacaktır.

Akıllı ve samimi bir insanın yapması gereken, Rabbimiz'in
"her nefis kendine basirettir." (Kıyamet Suresi, 14)
ayetinde belirttiği gibi kendi vicdanının sesine kulak vererek,
eksiklerini ve hatalarını düzeltme yoluna gitmek ve hayatını
Kuran ahlakına uygun olacak şekilde düzenlemektir.

"Ay karardığı, Güneş ve ay birleştirildiği zaman; 
İnsan o gün: "Kaçış nereye?" der. Hayır, sığınacak 
herhangi bir yer yok. O gün, 'sonunda varılıp karar 
kılınacak yer (müstakar)' yalnızca Rabbi'nin katıdır."
(Kıyamet Suresi, 8–12)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Giriş

Niçin Kendini Kandırıyorsun?İnsan aldanıp yanılmaya, yanlış yola sapmaya, kendini kandırarak ömrünü boş işlere harcamaya yatkın bir varlıktır. Yeryüzündeki her detay son derece mucizevi özelliklere sahiptir. Buna rağmen düşünmeyen insan vicdansızlık yaparak bunları görmemeye, duymamaya veya görüp, duyup da anlamazlıktan gelmeye meyillidir. Ancak unutulmamalıdır ki eğer insan Allah'ın varlığı ve büyüklüğü üzerinde düşünmez ve aklını kullanmazsa, dünyada yaşadıkları nedeniyle sonsuz bir pişmanlıkla karşı karşıya kalabilir.

Gerçek ve samimi imana sahip insanlar hiçbir konuda kendilerini kandırmaz ve gerçeklerden kaçmazlar. Çünkü bu insanlarda güçlü bir Allah korkusu vardır ve bu nedenle Allah'ın rızasını kaybetmekten, O'na kullukta kusur etmekten şiddetle sakınırlar. Ama Kuran'da bildirilen ifadeyle "kalbinde hastalık olan kişiler" ise Allah'a ibadet etmekte "ağır" davranırlar. Allah bu insanların varlığını Nisa Suresi'nin 72. ayetinde "Şüphesiz içinizden ağır davrananlar vardır" şeklinde bildirmiştir.

Bu insanlar Kuran'a uygun olan yaşam ve ahlak modelini bilirler, ama samimi olmadıkları için bu konuda isteksizdirler. İbadetleri yerine getirmemek için daima bahane ararlar. Sürekli böyle bir arayış içinde oldukları için de her şart ve ortamda kendilerini kandıracak ya da doğru olandan uzaklaştıracak sahte gerekçeler bulurlar. Allah'ın bir başka ayetinde bildirdiği gibi "bir ucundan dini yaşarlar" ve Allah'a gereği gibi kulluk etmezler. Halbuki onlar böyle samimiyetsiz bir ibadet anlayışıyla yalnızca kendilerini kandırırlar.

Samimiyetten uzak insanların Allah'a karşı olan sorumluluklarından kaçmak, ömürlerini dünyevi hırslarla tüketmek için bitip tükenmeyen bahaneleri vardır. Genç yaşlarında, okul yıllarında, iş hayatına atılınca, eğlencede, yazın, kışın, çocuk sahibi olunca, üzülünce, sevinince... Her durumda ibadet etmelerine, Allah'ın gösterdiği ahlakı yaşamalarına engel olarak gösterebilecekleri suni sebepler üretebilirler. Burada önemli olan, insanların bu gerekçeleri öne sürerken samimiyetsiz olduklarının iyice anlaşılmasıdır. Çünkü dünya üzerinde bir insanın Allah'ın istediği güzel ahlakı yaşamasına engel olabilecek hiçbir gerekçe olamaz. Eğer insan böyle bir gerekçe öne sürüyorsa, bu, tamamen kendi samimiyetsizliği veya iradesizliğinin göstergesidir.

Allah'ın kendisini her an sarıp kuşattığını, kendisine şah damarından yakın olduğunu, herşeyi gördüğünü, işittiğini, herkesin gizlediklerini de açığa vurduklarını da Rabbimizin bildiğini bilen bir insan, O'na olan kulluğunda asla samimiyetsizlik yapmaya kalkışamaz. Bir bahane öne sürecek olsa bunu, daha kalbinden geçirirken Allah'ın bileceğini ya da kullukta çekimser davranan bir insanın içindeki isteksizlikten Allah'ın haberdar olacağını çok iyi bilir. Dolayısıyla da kendisini kandırmanın bir kaçış olamayacağının, aksine onu çok büyük kayıplara uğratacağının da bilincindedir. Böyle bir insan hiçbir şartta Allah'ın rızasından taviz vermez. Çünkü Allah'a kesin bir bilgi ile iman ettiği için zaafı yoktur. Kayıtsız şartsız bir samimiyet içindedir.

Kalbinde hastalık bulunan insanlar ise, Allah'ı açıkça inkar etmeseler de imanlarında bir zaafiyet olması söz konusudur. Yani inançları belli koşullara bağlıdır. Nefislerinin rahatıyla ya da çıkarlarıyla çelişen ilk anda, güzel ahlaktan taviz vermekten çekinmezler. Bunun dışındaki zamanlarda da kendilerince kolaylarına gelen ibadetleri yerine getirerek vicdanlarını rahatlatmaya çalışırlar. Bu insanlar kendilerini çok açık bir şekilde kandırırlar, ama bir türlü bunun şuuruna varmazlar.

Kendini Kandırmak Yerine Samimiyet

Durum böyleyken insanın değil kendisini kandırması, son derece açık bir şuurla ve dikkatle kulluk görevini yerine getirmesi gerekir. Bu da, kişinin her an vicdanının sesini dinlemesi ve Allah'ın kitabı Kuran'a uyması ile mümkündür. Samimi olarak iman eden bir insan için başka bir yol yoktur. İnsanın dünyada yaşadığı süre boyunca her geçen saniye ölüme ve hesap gününe biraz daha yaklaştığını, yaptığı her davranışın, aklından geçen her düşüncenin Allah'ın bilgisi dahilinde olduğunu ve bunlardan sorumlu tutulacağını düşünmesi, kendisi için en güzel ve kazançlı olan yoldur.

Dikkat edin, Allah'a karşı samimi olmaya yönelten bu yol, insan için en kolay olanıdır. Bir anlık düşünmenin ve verilen samimi bir kararın ardından insan tüm yaşamı boyunca bu kararın getireceği şuur açıklığı ile yaşayabilir. Bu bilinci kazandığında ise hiçbir konuda kendini kandırmaz ve bu şekilde kendi kendini ebedi zarara uğratmaktan sakınmış olur.

Unutmayın; kendini kandırmak insan için, bir nevi ateşle oynamaktır. Kişi, bu şekilde oyalanırken ve tam da dünyaya dalmışken bir anda canını teslim almaya gelen melekleri yanında bulabilir. Bu durumda "Ne iyi ettim, dünyadaki hayatım boyunca yedim, içtim, gezdim, eğlendim, sorumluluklarımı, kulluk vazifemi gözardı ettim, hiç düşünmedim" diyebilecek midir? Kuşkusuz ki hayır. Bu, en gafil insanın bile aklından geçiremeyeceği bir düşüncedir.

Bu, bütün insanların aklından bir an bile çıkarmaması gereken çok önemli bir gerçektir. Allah bu gerçeği ayetlerinde hatırlatırken, kendilerini kandıran insanların pişmanlıklarını ve çaresizliklerini de şöyle bildirmektedir:

"Azab size gelip çatmadan evvel, Rabbinize yönelip-dönün ve O'na teslim olun. Sonra size yardım edilmez. Rabbinizden, size indirilenin en güzeline uyun; siz hiç şuurunda değilken, azab apansız size gelip çatmadan evvel. Kişinin (yana yakıla) şöyle diyeceği (gün): "Allah yanında (kullukta) yaptığım kusurlardan dolayı yazıklar olsun (bana) doğrusu ben, (Allah'ın diniyle) alay edenlerdendim." Veya: "Gerçekten Allah bana hidayet verseydi, elbette muttakilerden olurdum" diyeceği, ya da azabı gördüğü zaman: "Benim için bir kere daha (dünyaya dönme fırsatı) olsaydı da, ihsan edenlerden olsaydım" (diyeceği günden sakının). " (Zümer Suresi, 54–58)

Ölüm Gerçeğini Görmezden Gelmeye Çalışanlar, Yüzünden İnsan Işığı Alınmış Olanlar

Dünya Hayatının Beynimizde Oluştuğu, Teknik Bir Gerçektir