Dünya Metafiziktir

13 Nisan 2010 Salı

Şeytanın Gizlediği Tuzaklar

Şeytanın Gizlediği TuzaklarKim olursa olsun, her insanın
sonsuz bir azap çekmesini
isteyen, bütün varlığını buna
adamış olan, son derece
tehlikeli bir varlık var...

Bu varlık tarihin her aşamasında
insanın düşmanı oldu. Yaşamış ve
ölmüş milyarlarca insanı ateşin
içine çekti ve halen çekmeyi amaçlıyor.
Onun için genç, yaşlı, kadın, erkek, devlet
başkanı veya dilenci fark etmiyor. Her insan
onun hedefi...

Bu sinsi varlık, insanın apaçık düşmanı olan “şeytan”dır.
Siz bu yazıyı okurken sizi gözleyen, sizinle ilgili planlar
yapan ve sizi Allah’ın dosdoğru yolundan alıkoymak
isteyen önemli bir düşmanınız var. Bu düşmanın tek
arzusu, olabildiği kadar çok insanı kendisiyle beraber
cehenneme sürüklemek... Hangi sebeple olursa olsun,
onu takip edenlerin sonu hiç değişmiyor. Bu son
Kuran’da şöyle haber verilir:

"Ona yazılmıştır: "Kim onu veli edinirse, 
şüphesiz o (şeytan) onu şaşırtıp-saptırır ve 
onu çılgın ateşin azabına yöneltir." (Hac Suresi, 4)

Şeytan var gücüyle insanları Allah’ın yolundan saptırmak
için çalışır. Bu nedenle, kullandığı taktiklerin iyi bilinmesi
büyük önem taşımaktadır. Böylelikle müminler, Allah’ın
izniyle kendileri üzerinde etkisi olmayan şeytanın hilelerini
daha çabuk fark edip, onun zayıf düzenini daha etkili bir
şekilde bozabilirler.

Şeytan İnsana Nasıl Yaklaşır?

Şeytan, Allah’ın emrine uymayarak (Allah’ı tenzih ederiz)
Hz. Adem’e secde etmediği için Allah'ın huzurundan
kovulmuştur. Allah'ın huzurundan ayrılmadan önce,
insanları da kendisi gibi saptırmak için Allah'tan süre
istemiş ve Allah da ona kıyamet gününe kadar süre
tanımıştır. (Araf Suresi, 11-18).

Şeytanın uygulayacağı yaklaşma taktiği her insana göre
değişir. Her insanı en zayıf noktasından yakalamayı
amaçlar. Allah’ın kendisine verdiği süreli izin ile şeytanın
insanlara nasıl yaklaşacağı bir Kuran ayetinde şöyle bildirilir:

”Dedi ki: "Madem öyle, beni azdırdığından dolayı
onları (insanları saptırmak) için mutlaka Senin 
dosdoğru yolunda (pusu kurup) oturacağım. 
Sonra muhakkak önlerinden, arkalarından, 
sağlarından ve sollarından sokulacağım. 
Onların çoğunu şükredici bulmayacaksın."
(Araf Suresi, 16-17)

Şeytan İnsanlara Ne Tür Tuzaklar Kurar? 

Temiz Kalplisin Diyerek Kandırır:

Şeytan müminlere ve Kuran ahlakından uzak yaşayan
insanlara birbirinden farklı tuzaklar kurar. Örneğin, din
ahlakından uzak yaşayan bir kimseye, temiz kalpli biri
olduğu telkini vererek, güzel ahlakı yaşamamasını ve
daha da uzaklaşmasını sağlar. Onu tamamen dünya
hayatına yönelterek ona Allah'a hesap vereceği günü
unutturur ve bunun gibi vesilelerle onu ömür boyu din
ahlakından uzak tutmayı amaçlar. Allah bu aldatmacalara
inanan insanların ahirette düşecekleri durumu
Kuran’da şöyle bildirir:  

“Şeytan onları sarıp-kuşatmıştır; böylelikle onlara
Allah'ın zikrini unutturmuştur. İşte onlar, şeytanın 
fırkasıdır. Dikkat edin; şüphesiz şeytanın fırkası,
hüsrana uğrayanların ta kendileridir.”
(Mücadele Suresi, 19)  

Kötü Ahlaka Kılıf Buldurarak:
Şeytan, Allah’ın rızasını kazanmayı amaçlayan müminlere
karşı da farklı tuzaklar hazırlamaya çalışır. Örneğin,
müminlerin ihlasla ibadet etmelerini engellemek için,
samimiyetle yaptıkları her işe engel olmayı amaçlar.
Tüm gücüyle, inananların din ahlakının gereklerinden
küçük küçük de olsa tavizler vermesi için çaba harcar.
Kibir, bencillik, unutkanlık, dikkatsizlik, kendini yeterli
görme, öfke ve gurur gibi nefsin yatkın olduğu konuları
çeşitli kılıflara sokarak mümine uygulatmaya çabalar.  

Sapkın Davranışları Süslü ve Çekici Gösterir:
Geleneklerle bozulan, gerçek Kuran ahlakından tamamen
kopuk olan ve Kuran’da "ataların dini" olarak adlandırılan
batıl inançlar; Budizm, Karma felsefesi gibi insanların
kendi kurallarıyla oluşturduğu sözde inanç sistemleri ve
Kuran’da haram kılınan (eşcinsellik, zina, faiz vb) her
türlü sosyal ve toplumsal olayın meşru kabul edilmesi
sapkın davranışlar arasındadır. Şeytan bu sapkınlıkları,
"modernlik, çağın gerekleri veya gelenekler” gibi
bahanelerle süsler. Şeytanın bu hilesi bir ayette şu
şekilde bildirilmiştir:  

“...Şeytan onlara yaptıklarını süslemiştir, böylece 
onları (doğru) yoldan alıkoymuştur; bundan dolayı 
onlar hidayet bulmuyorlar.” (Neml Suresi, 24)

    Şeytanın Sinsi Oyunları 

    Büyüklük Telkini Vermeye Çalışır:
    Şeytan, kendisi gibi tüm insanların da Allah'a karşı
    itaatsiz ve kibirli olmasını ister (Allah’ı tenzih ederiz).
    İnsana sürekli olarak kötü ahlak göstermesini, Allah'ın
    hoşnut olmayacağı her türlü tavrı uygulamasını emreder;
    O'nun gücünün ve büyüklüğünün gereği gibi takdir
    edilmesini engellemeye çalışır. Allah Kuran'da bu
    tehlikeyi şöyle haber vermiştir:  
    “Ey insanlar, yeryüzünde olan şeyleri helal ve 
    temiz olarak yiyin ve şeytanın adımlarını izlemeyin. 
    Gerçekte o, sizin için apaçık bir düşmandır. O, size 
    yalnızca, kötülüğü, çirkin-hayasızlığı ve Allah'a 
    karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder.”
      (Bakara Suresi, 168-169)

    Şeytanın uyguladığı en sinsi oyun, insanları Allah’ın adını
    kullanarak kandırmasıdır. Bu yöntemle, Allah'ın razı
    olmadığı hareketlerin din adına yapılmasını telkin eder.
    Konu ile ilgili bir Kuran ayeti şöyledir:  

    ”Ey insanlar, hiç şüphesiz Allah'ın va'di haktır; 
    öyleyse dünya hayatı sizi aldatmasın ve aldatıcı(lar) 
    da, sizi Allah ile (Allah'ın adını kullanarak) 
    aldatmasın. Gerçek şu ki, şeytan sizin düşmanınızdır, 
    öyleyse siz de onu düşman edinin. O, kendi 
    grubunu, ancak çılgınca yanan ateşin halkından
    olmaya çağırır. (Fatır Suresi, 5-6)  

    Allah Affeder Diye Aldatmaya Çalışır:

    Şeytanın insanı Allah'ın adıyla aldatmasının bir başka
    yolu da, Allah'ın affediciliğini öne sürerek insanı günah
    işlemeye teşvik etmesidir. Bir insan, "nasıl olsa Allah
    affeder" diyerek bile bile günah işlemeye başlarsa,
    Allah korkusunu yitirebilir. Kuran'da, "yakında
    bağışlanacağız" diyerek bile bile günah işleyen
    insanlar (Araf Suresi, 169) bildirilirken, şeytanın
    insanı Allah adıyla aldatışının bir örneği haber verilir.  

    İnsanların Arasına Kin ve Düşmanlık Sokar:

    Dünya var olduğundan beri süregelen tüm savaşlardan,
    kavgalardan en sıradan gibi görünen tartışmalara kadar
    her türlü düşmanlığın arkasında "şeytanın kışkırtmaları"
    vardır. Kuran ahlakının getirdiği merhamet, adalet, barış
    ve hoşgörü gibi yüksek değerlerden uzak yaşayan
    inkarcıların, birbirlerine karşı kin ve düşmanlık
    beslemeleri son derece doğaldır. Ancak şeytan
    başka taktikler uygulayarak müminlerin arasına
    da kin ve nefret sokmaya çalışır. Bu şekilde onları
    zayıflatabileceğini ve bozulmaya uğratabileceğini zanneder.
    Allah bu tehlikeye karşı müminleri uyarmış ve çözüm
    yollarını göstermiştir. Bir ayette şöyle buyrulmaktadır:  

    ”Kullarıma, sözün en güzel olanını söylemelerini 
    söyle. Çünkü şeytan aralarını açıp bozmaktadır. 
    Şüphesiz şeytan insanın açıkça bir düşmanıdır.”
    (İsra Suresi, 53)

    Şeytan başka bir yöntem olarak, insanlara uzun vadeli
    planlar yaptırıp, bunlarla kafalarını meşgul ettirmeye çalışır.
    Veya insanları günlük işlere boğarak ve çeşitli bahaneler
    öne sürdürterek Allah'ı anmalarına engel olur. Ancak tabi ki,
    Allah'a teslim olmuş, sabah akşam O'nu zikreden, yeryüzündeki
    her olayın Yüce Rabbimiz’in kontrolünde olduğunu bilen ve
    ihlasla Rabbimiz’e yönelen müminlerin karşısında şeytanın
    bu zayıf hilelerinin bir etkisi olmaz. Bu durum Kuran’da
    şöyle bildirilir: 

    “(Şeytan) Dedi ki: "Rabbim, beni kışkırttığın şeye 
    karşılık, andolsun, ben de yeryüzünde onlara, 
    (Sana başkaldırmayı ve dünya tutkularını) 
    süsleyip-çekici göstereceğim ve onların tümünü 
    mutlaka kışkırtıp-saptıracağım. Ancak onlardan 
    muhlis olan kulların müstesna."” (Hicr Suresi, 39-40)

      Hiç yorum yok:

      Yorum Gönder

      Giriş

      Niçin Kendini Kandırıyorsun?İnsan aldanıp yanılmaya, yanlış yola sapmaya, kendini kandırarak ömrünü boş işlere harcamaya yatkın bir varlıktır. Yeryüzündeki her detay son derece mucizevi özelliklere sahiptir. Buna rağmen düşünmeyen insan vicdansızlık yaparak bunları görmemeye, duymamaya veya görüp, duyup da anlamazlıktan gelmeye meyillidir. Ancak unutulmamalıdır ki eğer insan Allah'ın varlığı ve büyüklüğü üzerinde düşünmez ve aklını kullanmazsa, dünyada yaşadıkları nedeniyle sonsuz bir pişmanlıkla karşı karşıya kalabilir.

      Gerçek ve samimi imana sahip insanlar hiçbir konuda kendilerini kandırmaz ve gerçeklerden kaçmazlar. Çünkü bu insanlarda güçlü bir Allah korkusu vardır ve bu nedenle Allah'ın rızasını kaybetmekten, O'na kullukta kusur etmekten şiddetle sakınırlar. Ama Kuran'da bildirilen ifadeyle "kalbinde hastalık olan kişiler" ise Allah'a ibadet etmekte "ağır" davranırlar. Allah bu insanların varlığını Nisa Suresi'nin 72. ayetinde "Şüphesiz içinizden ağır davrananlar vardır" şeklinde bildirmiştir.

      Bu insanlar Kuran'a uygun olan yaşam ve ahlak modelini bilirler, ama samimi olmadıkları için bu konuda isteksizdirler. İbadetleri yerine getirmemek için daima bahane ararlar. Sürekli böyle bir arayış içinde oldukları için de her şart ve ortamda kendilerini kandıracak ya da doğru olandan uzaklaştıracak sahte gerekçeler bulurlar. Allah'ın bir başka ayetinde bildirdiği gibi "bir ucundan dini yaşarlar" ve Allah'a gereği gibi kulluk etmezler. Halbuki onlar böyle samimiyetsiz bir ibadet anlayışıyla yalnızca kendilerini kandırırlar.

      Samimiyetten uzak insanların Allah'a karşı olan sorumluluklarından kaçmak, ömürlerini dünyevi hırslarla tüketmek için bitip tükenmeyen bahaneleri vardır. Genç yaşlarında, okul yıllarında, iş hayatına atılınca, eğlencede, yazın, kışın, çocuk sahibi olunca, üzülünce, sevinince... Her durumda ibadet etmelerine, Allah'ın gösterdiği ahlakı yaşamalarına engel olarak gösterebilecekleri suni sebepler üretebilirler. Burada önemli olan, insanların bu gerekçeleri öne sürerken samimiyetsiz olduklarının iyice anlaşılmasıdır. Çünkü dünya üzerinde bir insanın Allah'ın istediği güzel ahlakı yaşamasına engel olabilecek hiçbir gerekçe olamaz. Eğer insan böyle bir gerekçe öne sürüyorsa, bu, tamamen kendi samimiyetsizliği veya iradesizliğinin göstergesidir.

      Allah'ın kendisini her an sarıp kuşattığını, kendisine şah damarından yakın olduğunu, herşeyi gördüğünü, işittiğini, herkesin gizlediklerini de açığa vurduklarını da Rabbimizin bildiğini bilen bir insan, O'na olan kulluğunda asla samimiyetsizlik yapmaya kalkışamaz. Bir bahane öne sürecek olsa bunu, daha kalbinden geçirirken Allah'ın bileceğini ya da kullukta çekimser davranan bir insanın içindeki isteksizlikten Allah'ın haberdar olacağını çok iyi bilir. Dolayısıyla da kendisini kandırmanın bir kaçış olamayacağının, aksine onu çok büyük kayıplara uğratacağının da bilincindedir. Böyle bir insan hiçbir şartta Allah'ın rızasından taviz vermez. Çünkü Allah'a kesin bir bilgi ile iman ettiği için zaafı yoktur. Kayıtsız şartsız bir samimiyet içindedir.

      Kalbinde hastalık bulunan insanlar ise, Allah'ı açıkça inkar etmeseler de imanlarında bir zaafiyet olması söz konusudur. Yani inançları belli koşullara bağlıdır. Nefislerinin rahatıyla ya da çıkarlarıyla çelişen ilk anda, güzel ahlaktan taviz vermekten çekinmezler. Bunun dışındaki zamanlarda da kendilerince kolaylarına gelen ibadetleri yerine getirerek vicdanlarını rahatlatmaya çalışırlar. Bu insanlar kendilerini çok açık bir şekilde kandırırlar, ama bir türlü bunun şuuruna varmazlar.

      Kendini Kandırmak Yerine Samimiyet

      Durum böyleyken insanın değil kendisini kandırması, son derece açık bir şuurla ve dikkatle kulluk görevini yerine getirmesi gerekir. Bu da, kişinin her an vicdanının sesini dinlemesi ve Allah'ın kitabı Kuran'a uyması ile mümkündür. Samimi olarak iman eden bir insan için başka bir yol yoktur. İnsanın dünyada yaşadığı süre boyunca her geçen saniye ölüme ve hesap gününe biraz daha yaklaştığını, yaptığı her davranışın, aklından geçen her düşüncenin Allah'ın bilgisi dahilinde olduğunu ve bunlardan sorumlu tutulacağını düşünmesi, kendisi için en güzel ve kazançlı olan yoldur.

      Dikkat edin, Allah'a karşı samimi olmaya yönelten bu yol, insan için en kolay olanıdır. Bir anlık düşünmenin ve verilen samimi bir kararın ardından insan tüm yaşamı boyunca bu kararın getireceği şuur açıklığı ile yaşayabilir. Bu bilinci kazandığında ise hiçbir konuda kendini kandırmaz ve bu şekilde kendi kendini ebedi zarara uğratmaktan sakınmış olur.

      Unutmayın; kendini kandırmak insan için, bir nevi ateşle oynamaktır. Kişi, bu şekilde oyalanırken ve tam da dünyaya dalmışken bir anda canını teslim almaya gelen melekleri yanında bulabilir. Bu durumda "Ne iyi ettim, dünyadaki hayatım boyunca yedim, içtim, gezdim, eğlendim, sorumluluklarımı, kulluk vazifemi gözardı ettim, hiç düşünmedim" diyebilecek midir? Kuşkusuz ki hayır. Bu, en gafil insanın bile aklından geçiremeyeceği bir düşüncedir.

      Bu, bütün insanların aklından bir an bile çıkarmaması gereken çok önemli bir gerçektir. Allah bu gerçeği ayetlerinde hatırlatırken, kendilerini kandıran insanların pişmanlıklarını ve çaresizliklerini de şöyle bildirmektedir:

      "Azab size gelip çatmadan evvel, Rabbinize yönelip-dönün ve O'na teslim olun. Sonra size yardım edilmez. Rabbinizden, size indirilenin en güzeline uyun; siz hiç şuurunda değilken, azab apansız size gelip çatmadan evvel. Kişinin (yana yakıla) şöyle diyeceği (gün): "Allah yanında (kullukta) yaptığım kusurlardan dolayı yazıklar olsun (bana) doğrusu ben, (Allah'ın diniyle) alay edenlerdendim." Veya: "Gerçekten Allah bana hidayet verseydi, elbette muttakilerden olurdum" diyeceği, ya da azabı gördüğü zaman: "Benim için bir kere daha (dünyaya dönme fırsatı) olsaydı da, ihsan edenlerden olsaydım" (diyeceği günden sakının). " (Zümer Suresi, 54–58)

      Ölüm Gerçeğini Görmezden Gelmeye Çalışanlar, Yüzünden İnsan Işığı Alınmış Olanlar

      Dünya Hayatının Beynimizde Oluştuğu, Teknik Bir Gerçektir