insanları Allah'ın bildirdiği din ahlakından saptırabilmek ve yalanı makul hale getirebilmek için, söylenen yalanları “beyaz yalan”, “küçük yalan” gibi sözde masum kılıflara sokmasıdır. Oysa Kuran ahlakına göre yalanın iyisi-kötüsü, büyüğü-küçüğü olmaz. Bu nedenle insan Allah Katında yaptıklarından sorumlu olacağını unutmamalı ve her ne durumda olursa olsun mutlaka doğruyu söylemelidir. Bazı insanların en büyük hatalarından biri, Allah'ın Kuran'da bildirdiği ahlak ile değil de kendi çıkarları veya toplumda yaygın olan değer yargıları ile hareket etmeleridir. Bunun için kolaylıkla, hiç düşünmeden, Allah'ın hiç sevmediği ve ahirette cezalandırılacak olan davranışları onaylayabilmekte, görmezlikten gelebilmekte veya hiç sakınmadan uygulayabilmektedirler. Yalan söylemek de bu tür davranışların başında gelir. Her ne kadar toplumda yalancılık kötü bir ahlak özelliği olarak bilinse de, bu kimi zaman sözde kalır. Çünkü din ahlakının yaşanmadığı toplumlarda insanların önemli bir bölümü, ciddi bir kişilik bozukluğu olan yalancılığı alışkanlık haline getirmiştir. Allah bir Kuran ayetinde bu gerçeği şu şekilde bildirmektedir: "Yeryüzünde olanların çoğunluğuna uyacak olursan, seni Allah'ın yolundan şaşırtıp-saptırırlar. Onlar ancak zanna uyarlar ve onlar ancak 'zan ve tahminle yalan söylerler." (Enam Suresi, 116) Yalan söylemenin doğru bir davranış olmadığı konusunda herkes hemfikirdir. Ancak bu genellikle sadece sözde kalmakta ve din ahlakının yaşanmadığı toplumlarda insanların büyük bir çoğunluğu bu çirkin davranışı çekinmeden yapabilmektedir. Yalancılık Şeytanın Bir Özelliğidir Yalan söylemek yani yanıltıcı bilgi vermek, şeytanın en önemli özelliklerindendir. Şeytan bu özelliği ile insanları aldatıp doğru yoldan saptırır. Kendi taraftarlarını, etkisi altına aldığı insanları da böyle davranmaya sevk eder. Yalan söyleyen bir insan, o anda şeytanın telkinlerine uyuyor demektir. Kuran'da şeytanın yalancı karakterinin bildirildiği ayetlerden biri şu şekildedir: "İş hükme bağlanıp-bitince, şeytan der ki: “Doğrusu, Allah, size gerçek olan va'di va'detti, ben de size vaadde bulundum, fakat size yalan söyledim…" (İbrahim Suresi, 22) Şeytanın diğer bir özelliği ise kibirli olması ve kendini çok beğenmesidir. Bu özellik şeytanın etkisi altına aldığı iman etmeyen kişilerde de bulunur. Böyle kimselerin amacı, insanların gözünde yer edinmek, küçük düşüp itibarlarını kaybetmemektir. Böyle bir durumla karşılaştıklarında itibarlarını korumak için her yola başvurabilirler. Dürüst davranmak yerine hemen yalana başvurabilir, hatta bu yalanın etkisi ile zaman zaman çekinmeden masum insanlara iftira dahi atabilirler. Birçok kötü özellik gibi bu kişilerin yalan söylemekten çekinmemelerinin de asıl nedeni iman zafiyetidir. Allah'a inanan ve ahiret gününde hesap vereceğini bilen; dolayısıyla insanların rızasını değil de Allah'ın rızasını gözeten bir insan yalan söylemekten, menfaati için Kuran ahlakının gereği olan dürüstlükten ayrılmaktan şiddetle kaçınır. Nitekim bu davranışın iman etmeyen kimselere özgü olduğunu, Yüce Allah Kuran'da şöyle bildirir: “Yalanı, yalnızca Allah'ın ayetlerine inanmayanlar uydurur. İşte yalancıların asıl kendileri onlardır.” (Nahl Suresi, 105) “Beyaz Yalanlar” Aldatmacası ile Söylenen Yalanlar Yalan söylemekten çekinmeyenlerin ortak özelliklerinden biri, yalanlarını çeşitli yollarla meşru göstermeye çalışmalarıdır. Beyaz yalanlar diye sınıflandırdıkları yalanlar da bu yollardan biridir. Beyaz yalanlar sözde, kimseye zarar vermeyen, masumane, insanı o an bir sıkıntıdan kurtaran, küçük yalanlardır. Oysa, bu tür yalanlar, ne için söylenirse söylensin, sonuçta aldatmaya yöneliktir. Bu kişiler yalan söylediklerinde “Yalan söylüyorum ama kimseye bir zararım dokunmuyor” ya da “Yalan söyleyerek insanlara iyilik yapıyorum” gibi düşüncelerle vicdanlarını rahatlatmaya çalışırlar. Gün boyunca onlarca yalan söyledikleri halde bunların yalandan sayılmayacağını iddia ederler. Örneğin: Telefonla arayan birine “Çok meşgulüm şu an seninle ilgilenemeyeceğim” derler ama aslında o anda hiçbir işleri yoktur. Ya da işyerindeki bir dosyayı kaybeder ama kendilerine sorulduğunda “bilmiyorum” derler ya da bir başkasının adını vererek suçu o kişiye yüklerler. Patronlarıyla karşılaştıklarında tam tersini düşündükleri halde “fikirleriniz çok isabetli oluyor” ya da “şu işi çok iyi yaptınız”gibi sözler söylerler ama aslında ikiyüzlü bir tavır içerisindedirler. Bu tarz yalanlar söyleyen kişi, karşısındaki insanı kandırmakta, ona karşı samimiyetsiz davranmakta, ona saygısızlık etmektedir. Ayrıca, böyle bir tavır gösterenlerin dürüst ve güvenilir olmadıkları da açıktır.Bu nedenle yalanı, siyah veya beyaz yalan diye sınıflandırıp, “bu yalandan bir şey olmaz”, “bu zararsızdır” gibi çıkarımlar yapmak, Kuran ahlakına uygun olmayıp, ahirette de büyük sorumluluğu olan bir davranıştır. Allah Hac Suresi'nin 30.ayetinde insanlara “... yalan söz söylemekten de kaçının.” şeklinde buyurmaktadır. Peygamber Efendimiz(sav)’in Yalandan Sakındıran Sözleri Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav) de, yalanın Allah'ın hoşnut olmadığı ve yasakladığı bir davranış olduğunu sık sık haber vermiştir. Peygamber Efendimiz (sav)'in bu konuyla ilgili hadislerinden bazıları şöyledir: "Yalandan uzak durun, zira yalan fücur ile birliktedir veher ikisi de ateştedir " (İmam Gazali, İhya'u Ulum'id-din, 3.Cilt, s.299; İbni Mace ve Nesai'den) "Kıyamet günü Allah Katında mahlukların en sevimsizleri yalancılar, kibirliler ve kardeşlerine karşı sinelerinde amansız kin besleyenler olacak ..." (İmam Gazali, İhya'u Ulum'id-din, 3. Cilt, s. 355) Yalan Söyleyen Kişi, Allah'ın Her Şeyi Bildiğini Unutmamalıdır Yalan söyleyenlerin böyle bir davranışı çekinmeden yapabilmelerinin asıl nedeni, Allah'ın her şeyi gören ve işiten olduğunu bilmemeleri veya bu gerçeği düşünmek istememeleridir. Ancak gerçek şu ki Allah, her an her şeye şahittir. Hiçbir şey O'ndan gizli kalmaz. Gizliyi de gizlinin gizlisini de bilir. Herhangi bir ne denle yalan söyleyen bir insan, çevresindekileri aldatabilir, onları yanlış bir şeye inandırabilir, bazı şeyleri onlardan gizleyebilir ve kendince bir kazanç elde edebilir. Ancak, içinden geçenleri, gerçekleri, her şeye gücü yeten, her şeyi gören, işiten ve bilen Yüce Allah'tan asla gizleyemez. Allah bu gerçeği birçok Kuran ayetinde bildirmiştir: "Sözü açığa vursan da, (gizlesen de birdir). Çünkü şüphesiz O, gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilmektedir."(Taha Suresi, 7) "Ve şüphesiz, senin Rabbin, sinelerinin gizli tuttuklarını ve açığa vurduklarını kesin olarak bilmektedir."(Neml Suresi, 74) "Şüphesiz, yerde ve gökte Allah'a hiçbir şey gizli kalmaz."(Al-i İmran Suresi, 5) Sonuç: Yalandan Sakınmanın Çözümü Allah Korkusudur Bir insanın yalan söyleyebilmesinin nedeni, Allah'ı gereği gibi tanımaması ve O'ndan korkup sakınmamasıdır. Allah'ın her an kendisini gördüğünü, işittiğini bilen, kalbinden geçenleri, her an ne düşündüğünü bildiğinin şuurunda olan bir insan, hiçbir zaman yalan söyleyemez. Allah'ın kendisini azaplandırmasından korkup sakınır. Ahirette hesabını veremeyeceği tek bir söz dahi söylemez. Dalgınlıkla veya yanlışlıkla ağzından gerçek olmayan tek bir söz dahi çıksa hemen onu düzeltir ve Allah'tan bağışlanma diler. En önemlisi de Allah'ı tanıyan bir insan, yalan söylemekten dolayı dünyada ve ahirette alınabilecek karşılıklardan korkup sakınır. İnsan yalan söylemenin din ahlakına uygun bir davranış olmadığını hiç unutmamalı, her an ahirette hesap vereceğini düşünerek hareket etmelidir. Elde edeceği geçici bir menfaat için hem dünyada hem de ahirette küçük düşmeyi ve azap içinde yaşamayı göze almamalıdır. Yüce Allah bir Kuran ayetinde, dünyadaki menfaatlerini düşünen ve ahireti unutanlar hakkında şöyle buyurmaktadır: "İşte bunlar, ahireti verip dünya hayatını satın alanlardır; bundan dolayı azapları hafifletilmez ve kendilerine yardım edilmez." (Bakara Suresi, 86) Unutmamamız gerekiyor ki; sadece yalancılık için değil, bir insanın diğer tüm kötü ahlak özelliklerini terk etmesi için Allah'tan korkup sakınması, ahiretin varlığına inanması ve cehennem azabından korkması gerekir. Allah bir ayetinde "...Sen, yalnızca gayb ile Rablerinden 'içleri titreyerek-korkmakta' olanları ve dosdoğru namazı kılanları uyarırsın. Kim temizlenip-arınırsa, artık o, kendi nefsi için temizle nip-arınmıştır. Sonunda dönüş Allah'adır." (Fatır Suresi, 18) diye buyurarak bu gerçeği bildirmiştir. |
Dünya Metafiziktir
13 Nisan 2010 Salı
Yalancının Kendini Kandırma Yöntemi: Beyaz Yalanlar
Etiketler:
Adnan Oktar,
Allah,
Allah korkusu,
beyaz yalanlar,
çözüm,
Harun Yahya,
Kuran,
sinsi,
Şeytanın Gizlediği Tuzaklar,
yalancı
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Giriş
| Gerçek ve samimi imana sahip insanlar hiçbir konuda kendilerini kandırmaz ve gerçeklerden kaçmazlar. Çünkü bu insanlarda güçlü bir Allah korkusu vardır ve bu nedenle Allah'ın rızasını kaybetmekten, O'na kullukta kusur etmekten şiddetle sakınırlar. Ama Kuran'da bildirilen ifadeyle "kalbinde hastalık olan kişiler" ise Allah'a ibadet etmekte "ağır" davranırlar. Allah bu insanların varlığını Nisa Suresi'nin 72. ayetinde "Şüphesiz içinizden ağır davrananlar vardır" şeklinde bildirmiştir. Bu insanlar Kuran'a uygun olan yaşam ve ahlak modelini bilirler, ama samimi olmadıkları için bu konuda isteksizdirler. İbadetleri yerine getirmemek için daima bahane ararlar. Sürekli böyle bir arayış içinde oldukları için de her şart ve ortamda kendilerini kandıracak ya da doğru olandan uzaklaştıracak sahte gerekçeler bulurlar. Allah'ın bir başka ayetinde bildirdiği gibi "bir ucundan dini yaşarlar" ve Allah'a gereği gibi kulluk etmezler. Halbuki onlar böyle samimiyetsiz bir ibadet anlayışıyla yalnızca kendilerini kandırırlar. Samimiyetten uzak insanların Allah'a karşı olan sorumluluklarından kaçmak, ömürlerini dünyevi hırslarla tüketmek için bitip tükenmeyen bahaneleri vardır. Genç yaşlarında, okul yıllarında, iş hayatına atılınca, eğlencede, yazın, kışın, çocuk sahibi olunca, üzülünce, sevinince... Her durumda ibadet etmelerine, Allah'ın gösterdiği ahlakı yaşamalarına engel olarak gösterebilecekleri suni sebepler üretebilirler. Burada önemli olan, insanların bu gerekçeleri öne sürerken samimiyetsiz olduklarının iyice anlaşılmasıdır. Çünkü dünya üzerinde bir insanın Allah'ın istediği güzel ahlakı yaşamasına engel olabilecek hiçbir gerekçe olamaz. Eğer insan böyle bir gerekçe öne sürüyorsa, bu, tamamen kendi samimiyetsizliği veya iradesizliğinin göstergesidir. Allah'ın kendisini her an sarıp kuşattığını, kendisine şah damarından yakın olduğunu, herşeyi gördüğünü, işittiğini, herkesin gizlediklerini de açığa vurduklarını da Rabbimizin bildiğini bilen bir insan, O'na olan kulluğunda asla samimiyetsizlik yapmaya kalkışamaz. Bir bahane öne sürecek olsa bunu, daha kalbinden geçirirken Allah'ın bileceğini ya da kullukta çekimser davranan bir insanın içindeki isteksizlikten Allah'ın haberdar olacağını çok iyi bilir. Dolayısıyla da kendisini kandırmanın bir kaçış olamayacağının, aksine onu çok büyük kayıplara uğratacağının da bilincindedir. Böyle bir insan hiçbir şartta Allah'ın rızasından taviz vermez. Çünkü Allah'a kesin bir bilgi ile iman ettiği için zaafı yoktur. Kayıtsız şartsız bir samimiyet içindedir. Kalbinde hastalık bulunan insanlar ise, Allah'ı açıkça inkar etmeseler de imanlarında bir zaafiyet olması söz konusudur. Yani inançları belli koşullara bağlıdır. Nefislerinin rahatıyla ya da çıkarlarıyla çelişen ilk anda, güzel ahlaktan taviz vermekten çekinmezler. Bunun dışındaki zamanlarda da kendilerince kolaylarına gelen ibadetleri yerine getirerek vicdanlarını rahatlatmaya çalışırlar. Bu insanlar kendilerini çok açık bir şekilde kandırırlar, ama bir türlü bunun şuuruna varmazlar. Kendini Kandırmak Yerine Samimiyet Durum böyleyken insanın değil kendisini kandırması, son derece açık bir şuurla ve dikkatle kulluk görevini yerine getirmesi gerekir. Bu da, kişinin her an vicdanının sesini dinlemesi ve Allah'ın kitabı Kuran'a uyması ile mümkündür. Samimi olarak iman eden bir insan için başka bir yol yoktur. İnsanın dünyada yaşadığı süre boyunca her geçen saniye ölüme ve hesap gününe biraz daha yaklaştığını, yaptığı her davranışın, aklından geçen her düşüncenin Allah'ın bilgisi dahilinde olduğunu ve bunlardan sorumlu tutulacağını düşünmesi, kendisi için en güzel ve kazançlı olan yoldur. Dikkat edin, Allah'a karşı samimi olmaya yönelten bu yol, insan için en kolay olanıdır. Bir anlık düşünmenin ve verilen samimi bir kararın ardından insan tüm yaşamı boyunca bu kararın getireceği şuur açıklığı ile yaşayabilir. Bu bilinci kazandığında ise hiçbir konuda kendini kandırmaz ve bu şekilde kendi kendini ebedi zarara uğratmaktan sakınmış olur. Unutmayın; kendini kandırmak insan için, bir nevi ateşle oynamaktır. Kişi, bu şekilde oyalanırken ve tam da dünyaya dalmışken bir anda canını teslim almaya gelen melekleri yanında bulabilir. Bu durumda "Ne iyi ettim, dünyadaki hayatım boyunca yedim, içtim, gezdim, eğlendim, sorumluluklarımı, kulluk vazifemi gözardı ettim, hiç düşünmedim" diyebilecek midir? Kuşkusuz ki hayır. Bu, en gafil insanın bile aklından geçiremeyeceği bir düşüncedir. Bu, bütün insanların aklından bir an bile çıkarmaması gereken çok önemli bir gerçektir. Allah bu gerçeği ayetlerinde hatırlatırken, kendilerini kandıran insanların pişmanlıklarını ve çaresizliklerini de şöyle bildirmektedir: "Azab size gelip çatmadan evvel, Rabbinize yönelip-dönün ve O'na teslim olun. Sonra size yardım edilmez. Rabbinizden, size indirilenin en güzeline uyun; siz hiç şuurunda değilken, azab apansız size gelip çatmadan evvel. Kişinin (yana yakıla) şöyle diyeceği (gün): "Allah yanında (kullukta) yaptığım kusurlardan dolayı yazıklar olsun (bana) doğrusu ben, (Allah'ın diniyle) alay edenlerdendim." Veya: "Gerçekten Allah bana hidayet verseydi, elbette muttakilerden olurdum" diyeceği, ya da azabı gördüğü zaman: "Benim için bir kere daha (dünyaya dönme fırsatı) olsaydı da, ihsan edenlerden olsaydım" (diyeceği günden sakının). " (Zümer Suresi, 54–58) |
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder