Dünya Metafiziktir

13 Nisan 2010 Salı

Yalancının Kendini Kandırma Yöntemi: Beyaz Yalanlar

Yalancının Kendini Kandırma Yöntemi: Beyaz YalanlarŞeytanın en sinsi oyunlarından biri,
insanları Allah'ın bildirdiği din
ahlakından saptırabilmek ve yalanı
makul hale getirebilmek için,
söylenen yalanları “beyaz yalan”,
“küçük yalan” gibi sözde masum
kılıflara sokmasıdır. Oysa Kuran
ahlakına göre yalanın iyisi-kötüsü,
büyüğü-küçüğü olmaz. Bu nedenle
insan Allah Katında yaptıklarından sorumlu olacağını
unutmamalı ve her ne durumda olursa olsun mutlaka
doğruyu söylemelidir.

Bazı insanların en büyük hatalarından biri, Allah'ın
Kuran'da bildirdiği ahlak ile değil de kendi çıkarları
veya toplumda yaygın olan değer yargıları ile hareket
etmeleridir. Bunun için kolaylıkla, hiç düşünmeden,
Allah'ın hiç sevmediği ve ahirette cezalandırılacak
olan davranışları onaylayabilmekte, görmezlikten
gelebilmekte veya hiç sakınmadan uygulayabilmektedirler.
Yalan söylemek de bu tür davranışların başında gelir.
Her ne kadar toplumda yalancılık kötü bir ahlak özelliği
olarak bilinse de, bu kimi zaman sözde kalır. Çünkü din
ahlakının yaşanmadığı toplumlarda insanların önemli bir
bölümü, ciddi bir kişilik bozukluğu olan yalancılığı
alışkanlık haline getirmiştir. Allah bir Kuran ayetinde
bu gerçeği şu şekilde bildirmektedir:

"Yeryüzünde olanların çoğunluğuna uyacak 
olursan, seni Allah'ın yolundan şaşırtıp-saptırırlar.
Onlar ancak zanna uyarlar ve onlar ancak 'zan 
ve tahminle yalan söylerler." (Enam Suresi, 116)

Yalan söylemenin doğru bir davranış olmadığı
konusunda herkes hemfikirdir. Ancak bu genellikle
sadece sözde kalmakta ve din ahlakının yaşanmadığı
toplumlarda insanların büyük bir çoğunluğu bu çirkin
davranışı çekinmeden yapabilmektedir.

Yalancılık Şeytanın Bir Özelliğidir

Yalan söylemek yani yanıltıcı bilgi vermek, şeytanın
en önemli özelliklerindendir. Şeytan bu özelliği ile
insanları aldatıp doğru yoldan saptırır. Kendi
taraftarlarını, etkisi altına aldığı insanları da böyle
 davranmaya sevk eder. Yalan söyleyen bir insan,
o anda şeytanın telkinlerine uyuyor demektir. Kuran'da
şeytanın yalancı karakterinin bildirildiği ayetlerden biri
şu şekildedir:

"İş hükme bağlanıp-bitince, şeytan der ki: 
“Doğrusu, Allah, size gerçek olan va'di 
va'detti, ben de size vaadde bulundum, 
fakat size yalan söyledim…"
(İbrahim Suresi, 22)

Şeytanın diğer bir özelliği ise kibirli olması ve
kendini çok beğenmesidir. Bu özellik şeytanın
etkisi altına aldığı iman etmeyen kişilerde de
bulunur. Böyle kimselerin amacı, insanların
gözünde yer edinmek, küçük düşüp itibarlarını
kaybetmemektir. Böyle bir durumla karşılaştıklarında
itibarlarını korumak için her yola başvurabilirler.
Dürüst davranmak yerine hemen yalana başvurabilir,
hatta bu yalanın etkisi ile zaman zaman çekinmeden
masum insanlara iftira dahi atabilirler.

Birçok kötü özellik gibi bu kişilerin yalan söylemekten
çekinmemelerinin de asıl nedeni iman zafiyetidir.
Allah'a inanan ve ahiret gününde hesap vereceğini
bilen; dolayısıyla insanların rızasını değil de Allah'ın
rızasını gözeten bir insan yalan söylemekten, menfaati
için Kuran ahlakının gereği olan dürüstlükten ayrılmaktan
şiddetle kaçınır. Nitekim bu davranışın iman etmeyen
kimselere özgü olduğunu, Yüce Allah Kuran'da şöyle
bildirir:

“Yalanı, yalnızca Allah'ın ayetlerine inanmayanlar 
uydurur. İşte yalancıların asıl kendileri onlardır.”
(Nahl Suresi, 105)

“Beyaz Yalanlar” Aldatmacası ile Söylenen 
Yalanlar

Yalan söylemekten çekinmeyenlerin ortak özelliklerinden
biri, yalanlarını çeşitli yollarla meşru göstermeye
çalışmalarıdır. Beyaz yalanlar diye sınıflandırdıkları
yalanlar da bu yollardan biridir.

Beyaz yalanlar sözde, kimseye zarar vermeyen,
masumane, insanı o an bir sıkıntıdan kurtaran,
küçük yalanlardır. Oysa, bu tür yalanlar, ne için
söylenirse söylensin, sonuçta aldatmaya yöneliktir.
Bu kişiler yalan söylediklerinde
“Yalan söylüyorum ama kimseye bir zararım
dokunmuyor” ya da “Yalan söyleyerek insanlara
iyilik yapıyorum” gibi düşüncelerle vicdanlarını
rahatlatmaya çalışırlar. Gün boyunca
 onlarca yalan söyledikleri halde bunların yalandan
sayılmayacağını iddia ederler. Örneğin:

Telefonla arayan birine “Çok meşgulüm şu an
seninle ilgilenemeyeceğim” derler ama aslında
o anda hiçbir işleri yoktur.

Ya da işyerindeki bir dosyayı kaybeder ama kendilerine
sorulduğunda “bilmiyorum” derler ya da bir başkasının
adını vererek suçu o kişiye yüklerler.

Patronlarıyla karşılaştıklarında tam tersini düşündükleri
halde “fikirleriniz çok isabetli oluyor” ya da “şu işi
çok iyi yaptınız”gibi sözler söylerler ama aslında
ikiyüzlü bir tavır içerisindedirler.

Bu tarz yalanlar söyleyen kişi, karşısındaki insanı
kandırmakta, ona karşı samimiyetsiz davranmakta,
ona saygısızlık etmektedir. Ayrıca, böyle bir tavır
gösterenlerin dürüst ve güvenilir olmadıkları da
açıktır.Bu nedenle yalanı, siyah veya beyaz yalan
diye sınıflandırıp, “bu yalandan bir şey olmaz”,
“bu zararsızdır” gibi çıkarımlar yapmak, Kuran
ahlakına uygun olmayıp, ahirette de büyük
sorumluluğu olan bir davranıştır. Allah Hac
Suresi'nin 30.ayetinde insanlara “... yalan 
söz söylemekten de kaçının.”
şeklinde buyurmaktadır.

Peygamber Efendimiz(sav)’in Yalandan 
Sakındıran Sözleri

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav) de,
yalanın Allah'ın hoşnut olmadığı ve yasakladığı
bir davranış olduğunu sık sık haber vermiştir.
Peygamber Efendimiz (sav)'in bu
konuyla ilgili hadislerinden bazıları şöyledir:

"Yalandan uzak durun, zira yalan fücur ile 
birliktedir veher ikisi de ateştedir " (İmam Gazali,
İhya'u Ulum'id-din, 3.Cilt, s.299; İbni Mace ve Nesai'den)

"Kıyamet günü Allah Katında mahlukların en 
sevimsizleri yalancılar, kibirliler ve kardeşlerine 
karşı sinelerinde amansız kin besleyenler olacak ..."
(İmam Gazali, İhya'u Ulum'id-din, 3. Cilt, s. 355)

Yalan Söyleyen Kişi, Allah'ın Her Şeyi Bildiğini 
Unutmamalıdır

Yalan söyleyenlerin böyle bir davranışı çekinmeden
yapabilmelerinin asıl nedeni, Allah'ın her şeyi gören ve
işiten olduğunu bilmemeleri veya bu gerçeği düşünmek
istememeleridir. Ancak gerçek şu ki Allah, her an her
şeye şahittir. Hiçbir şey O'ndan gizli kalmaz. Gizliyi de
gizlinin gizlisini de bilir. Herhangi bir ne denle yalan
söyleyen bir insan, çevresindekileri aldatabilir, onları
yanlış bir şeye inandırabilir, bazı şeyleri onlardan
gizleyebilir ve kendince bir kazanç elde edebilir.
Ancak, içinden geçenleri, gerçekleri, her şeye gücü
yeten, her şeyi gören, işiten ve bilen Yüce Allah'tan
asla gizleyemez. Allah bu gerçeği birçok Kuran
ayetinde bildirmiştir:

"Sözü açığa vursan da, (gizlesen de birdir). 
Çünkü şüphesiz O, gizliyi de, gizlinin gizlisini 
de bilmektedir."(Taha Suresi, 7)

"Ve şüphesiz, senin Rabbin, sinelerinin gizli 
tuttuklarını ve açığa vurduklarını kesin 
olarak bilmektedir."(Neml Suresi, 74)

"Şüphesiz, yerde ve gökte Allah'a hiçbir şey 
gizli kalmaz."(Al-i İmran Suresi, 5)

Sonuç: Yalandan Sakınmanın Çözümü Allah 
Korkusudur

Bir insanın yalan söyleyebilmesinin nedeni, Allah'ı
gereği gibi tanımaması ve O'ndan korkup sakınmamasıdır.
Allah'ın her an kendisini gördüğünü, işittiğini bilen,
kalbinden geçenleri, her an ne düşündüğünü
bildiğinin şuurunda olan bir insan, hiçbir zaman yalan
söyleyemez. Allah'ın kendisini azaplandırmasından
korkup sakınır. Ahirette hesabını veremeyeceği
tek bir söz dahi söylemez. Dalgınlıkla
veya yanlışlıkla ağzından gerçek olmayan tek bir söz
dahi çıksa hemen onu düzeltir ve Allah'tan bağışlanma
diler. En önemlisi de Allah'ı tanıyan bir insan, yalan
söylemekten dolayı dünyada ve ahirette alınabilecek
karşılıklardan korkup sakınır.

İnsan yalan söylemenin din ahlakına uygun bir davranış
olmadığını hiç unutmamalı, her an ahirette hesap vereceğini
düşünerek hareket etmelidir. Elde edeceği geçici bir
menfaat için hem dünyada hem de ahirette küçük
düşmeyi ve azap içinde yaşamayı göze almamalıdır.
Yüce Allah bir Kuran ayetinde, dünyadaki menfaatlerini
düşünen ve ahireti unutanlar hakkında şöyle buyurmaktadır:

"İşte bunlar, ahireti verip dünya hayatını satın
alanlardır; bundan dolayı azapları hafifletilmez
ve kendilerine yardım edilmez." (Bakara Suresi, 86)

Unutmamamız gerekiyor ki; sadece yalancılık için değil,
bir insanın diğer tüm kötü ahlak özelliklerini terk etmesi
için Allah'tan korkup sakınması, ahiretin varlığına inanması
ve cehennem azabından korkması gerekir. Allah bir
ayetinde "...Sen, yalnızca gayb ile Rablerinden 
'içleri titreyerek-korkmakta' olanları ve dosdoğru
namazı kılanları uyarırsın. Kim temizlenip-arınırsa,
artık o, kendi nefsi için temizle nip-arınmıştır. 
Sonunda dönüş Allah'adır." (Fatır Suresi, 18) diye
buyurarak bu gerçeği bildirmiştir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Giriş

Niçin Kendini Kandırıyorsun?İnsan aldanıp yanılmaya, yanlış yola sapmaya, kendini kandırarak ömrünü boş işlere harcamaya yatkın bir varlıktır. Yeryüzündeki her detay son derece mucizevi özelliklere sahiptir. Buna rağmen düşünmeyen insan vicdansızlık yaparak bunları görmemeye, duymamaya veya görüp, duyup da anlamazlıktan gelmeye meyillidir. Ancak unutulmamalıdır ki eğer insan Allah'ın varlığı ve büyüklüğü üzerinde düşünmez ve aklını kullanmazsa, dünyada yaşadıkları nedeniyle sonsuz bir pişmanlıkla karşı karşıya kalabilir.

Gerçek ve samimi imana sahip insanlar hiçbir konuda kendilerini kandırmaz ve gerçeklerden kaçmazlar. Çünkü bu insanlarda güçlü bir Allah korkusu vardır ve bu nedenle Allah'ın rızasını kaybetmekten, O'na kullukta kusur etmekten şiddetle sakınırlar. Ama Kuran'da bildirilen ifadeyle "kalbinde hastalık olan kişiler" ise Allah'a ibadet etmekte "ağır" davranırlar. Allah bu insanların varlığını Nisa Suresi'nin 72. ayetinde "Şüphesiz içinizden ağır davrananlar vardır" şeklinde bildirmiştir.

Bu insanlar Kuran'a uygun olan yaşam ve ahlak modelini bilirler, ama samimi olmadıkları için bu konuda isteksizdirler. İbadetleri yerine getirmemek için daima bahane ararlar. Sürekli böyle bir arayış içinde oldukları için de her şart ve ortamda kendilerini kandıracak ya da doğru olandan uzaklaştıracak sahte gerekçeler bulurlar. Allah'ın bir başka ayetinde bildirdiği gibi "bir ucundan dini yaşarlar" ve Allah'a gereği gibi kulluk etmezler. Halbuki onlar böyle samimiyetsiz bir ibadet anlayışıyla yalnızca kendilerini kandırırlar.

Samimiyetten uzak insanların Allah'a karşı olan sorumluluklarından kaçmak, ömürlerini dünyevi hırslarla tüketmek için bitip tükenmeyen bahaneleri vardır. Genç yaşlarında, okul yıllarında, iş hayatına atılınca, eğlencede, yazın, kışın, çocuk sahibi olunca, üzülünce, sevinince... Her durumda ibadet etmelerine, Allah'ın gösterdiği ahlakı yaşamalarına engel olarak gösterebilecekleri suni sebepler üretebilirler. Burada önemli olan, insanların bu gerekçeleri öne sürerken samimiyetsiz olduklarının iyice anlaşılmasıdır. Çünkü dünya üzerinde bir insanın Allah'ın istediği güzel ahlakı yaşamasına engel olabilecek hiçbir gerekçe olamaz. Eğer insan böyle bir gerekçe öne sürüyorsa, bu, tamamen kendi samimiyetsizliği veya iradesizliğinin göstergesidir.

Allah'ın kendisini her an sarıp kuşattığını, kendisine şah damarından yakın olduğunu, herşeyi gördüğünü, işittiğini, herkesin gizlediklerini de açığa vurduklarını da Rabbimizin bildiğini bilen bir insan, O'na olan kulluğunda asla samimiyetsizlik yapmaya kalkışamaz. Bir bahane öne sürecek olsa bunu, daha kalbinden geçirirken Allah'ın bileceğini ya da kullukta çekimser davranan bir insanın içindeki isteksizlikten Allah'ın haberdar olacağını çok iyi bilir. Dolayısıyla da kendisini kandırmanın bir kaçış olamayacağının, aksine onu çok büyük kayıplara uğratacağının da bilincindedir. Böyle bir insan hiçbir şartta Allah'ın rızasından taviz vermez. Çünkü Allah'a kesin bir bilgi ile iman ettiği için zaafı yoktur. Kayıtsız şartsız bir samimiyet içindedir.

Kalbinde hastalık bulunan insanlar ise, Allah'ı açıkça inkar etmeseler de imanlarında bir zaafiyet olması söz konusudur. Yani inançları belli koşullara bağlıdır. Nefislerinin rahatıyla ya da çıkarlarıyla çelişen ilk anda, güzel ahlaktan taviz vermekten çekinmezler. Bunun dışındaki zamanlarda da kendilerince kolaylarına gelen ibadetleri yerine getirerek vicdanlarını rahatlatmaya çalışırlar. Bu insanlar kendilerini çok açık bir şekilde kandırırlar, ama bir türlü bunun şuuruna varmazlar.

Kendini Kandırmak Yerine Samimiyet

Durum böyleyken insanın değil kendisini kandırması, son derece açık bir şuurla ve dikkatle kulluk görevini yerine getirmesi gerekir. Bu da, kişinin her an vicdanının sesini dinlemesi ve Allah'ın kitabı Kuran'a uyması ile mümkündür. Samimi olarak iman eden bir insan için başka bir yol yoktur. İnsanın dünyada yaşadığı süre boyunca her geçen saniye ölüme ve hesap gününe biraz daha yaklaştığını, yaptığı her davranışın, aklından geçen her düşüncenin Allah'ın bilgisi dahilinde olduğunu ve bunlardan sorumlu tutulacağını düşünmesi, kendisi için en güzel ve kazançlı olan yoldur.

Dikkat edin, Allah'a karşı samimi olmaya yönelten bu yol, insan için en kolay olanıdır. Bir anlık düşünmenin ve verilen samimi bir kararın ardından insan tüm yaşamı boyunca bu kararın getireceği şuur açıklığı ile yaşayabilir. Bu bilinci kazandığında ise hiçbir konuda kendini kandırmaz ve bu şekilde kendi kendini ebedi zarara uğratmaktan sakınmış olur.

Unutmayın; kendini kandırmak insan için, bir nevi ateşle oynamaktır. Kişi, bu şekilde oyalanırken ve tam da dünyaya dalmışken bir anda canını teslim almaya gelen melekleri yanında bulabilir. Bu durumda "Ne iyi ettim, dünyadaki hayatım boyunca yedim, içtim, gezdim, eğlendim, sorumluluklarımı, kulluk vazifemi gözardı ettim, hiç düşünmedim" diyebilecek midir? Kuşkusuz ki hayır. Bu, en gafil insanın bile aklından geçiremeyeceği bir düşüncedir.

Bu, bütün insanların aklından bir an bile çıkarmaması gereken çok önemli bir gerçektir. Allah bu gerçeği ayetlerinde hatırlatırken, kendilerini kandıran insanların pişmanlıklarını ve çaresizliklerini de şöyle bildirmektedir:

"Azab size gelip çatmadan evvel, Rabbinize yönelip-dönün ve O'na teslim olun. Sonra size yardım edilmez. Rabbinizden, size indirilenin en güzeline uyun; siz hiç şuurunda değilken, azab apansız size gelip çatmadan evvel. Kişinin (yana yakıla) şöyle diyeceği (gün): "Allah yanında (kullukta) yaptığım kusurlardan dolayı yazıklar olsun (bana) doğrusu ben, (Allah'ın diniyle) alay edenlerdendim." Veya: "Gerçekten Allah bana hidayet verseydi, elbette muttakilerden olurdum" diyeceği, ya da azabı gördüğü zaman: "Benim için bir kere daha (dünyaya dönme fırsatı) olsaydı da, ihsan edenlerden olsaydım" (diyeceği günden sakının). " (Zümer Suresi, 54–58)

Ölüm Gerçeğini Görmezden Gelmeye Çalışanlar, Yüzünden İnsan Işığı Alınmış Olanlar

Dünya Hayatının Beynimizde Oluştuğu, Teknik Bir Gerçektir