Dünya Metafiziktir

13 Nisan 2010 Salı

Zamansızlık ve Kader Gerçeği


Zamansızlık ve Kader GerçeğiGenel Görecelik Kuramı'na göre 
"zamanın da, onu ölçtüğümüz 
olaylar dizisinden ayrı, bağımsız 
bir varlığı yoktur." Zaman bir 
algıdan ibaret olduğuna göre de, 
tümüyle algılayana bağlı, yani 
göreceli bir kavramdır.


Zaman, beyinde saklanan birtakım hayaller arasında kıyas 
yapılmasıyla var olmaktadır. Eğer bir insanın hafızası olmasa, 
beyni bu tür yorumlar yapmaz ve dolayısıyla zaman algısı da 
oluşmaz. Bir insanın "ben otuz yaşındayım" demesinin nedeni, 
beyninde söz konusu otuz yıla ait bazı bilgilerin biriktirilmiş 
olmasıdır. Eğer hafızası olmasa, ardında böyle bir zaman
dilimi olduğunu düşünmeyecek, sadece yaşadığı tek bir 
"an" ile muhatap olacaktır.


Zaman dediğimiz algı, aslında bir anı bir başka anla 
kıyaslama yöntemidir. Bunu bir örnekle açıklayabiliriz. 
Bir cisme vurduğumuzda bundan belirli bir ses çıkar. 
Aynı cisme beş dakika sonra vurduğumuzda yine bir 
ses çıkar. Kişi, birinci ses ile ikinci ses arasında bir 
süre olduğunu düşünür ve bu süreye "zaman" der. 
Oysa ikinci sesi duyduğu anda, birinci ses sadece 
zihnindeki bir hayalden ibarettir. Sadece hafızasında
 var olan bir bilgidir. Kişi, hafızasında olanı, yaşamakta
olduğu anla kıyaslayarak zaman algısını elde eder. 
Eğer bu kıyas olmasa, zaman algısı da olmayacaktır.


Eğer bir insanın hafızası olmasa, beyni bu tür kıyaslar 
yapmaz ve dolayısıyla zaman algısı da oluşmaz. 
Bir insanın "ben otuz yaşındayım" demesinin nedeni, 
beyninde söz konusu otuz yıla ait bazı bilgilerin 
biriktirilmiş olmasıdır. Eğer hafızası olmasa, 
ardında böyle bir zaman dilimi olduğunu düşünmeyecek, 
sadece yaşadığı tek bir "an" ile muhatap olacaktır.


Beynimiz belirli bir sıralama yöntemine alıştığı için 
şu anda dünya üstte anlatıldığı gibi işlememekte ve
zamanın hep ileri aktığını düşünmekteyiz. Oysa bu, 
beynimizin içinde verilen bir karardır ve dolayısıyla 
tamamen izafidir. Gerçekte zamanın nasıl aktığını,
ya da akıp akmadığını asla bilemeyiz. Bu da zamanın
mutlak bir gerçek olmadığını, sadece bir algı biçimi 
olduğunu gösterir.


Zamanın Göreceliği Bilimsel Bir Gerçek


Zamanın göreceliği, bilimsel yöntemle de ortaya 
konmuş somut bir gerçektir. Einstein'ın Genel 
Görecelik Kuramı ortaya koymaktadır ki zamanın 
hızı, bir cismin hızına ve çekim merkezine uzaklığına
göre değişmektedir. Hız arttıkça zaman kısalmakta, 
sıkışmakta; daha ağır daha yavaş işleyerek sanki 
"durma" noktasına yaklaşmaktadır.


Bunu Einstein'ın bir örneği ile açıklayalım. Bu 
örneğe göre aynı yaştaki ikizlerden biri Dünya'da
kalırken, diğeri ışık hızına yakın bir hızda uzay
yolcuğuna çıkar. Uzaya çıkan kişi, geri döndüğünde
ikiz kardeşini kendisinden çok daha yaşlı bulacaktır.
Bunun nedeni uzayda seyahat eden kardeş için 
zamanın daha yavaş akmasıdır. Aynı örnek bir 
baba ve oğul için de düşünülebilir; "eğer babanın 
yaşı 27, oğlunun yaşı 3 olsa, 30 dünya senesi sonra 
baba dünyaya döndüğünde oğul 33 yaşında, baba
ise 30 yaşında olacaktır."


Zamanın izafi oluşu, saatlerin yavaşlaması veya 
hızlanmasından değil; tüm maddesel sistemin atom
altı seviyesindeki parçacıklara kadar farklı hızlarda
çalışmasından ileri gelir. Zamanın kısaldığı böyle 
bir ortamda insan vücudundaki kalp atışları, hücre
bölünmesi, beyin faaliyetleri gibi işlemler daha ağır
işlemektedir. Kişi zamanın yavaşlamasını hiç fark 
etmeden günlük yaşamını sürdürür. (www.fikiryazilari.net)


Kader, Allah’ın Geçmiş ve Gelecek Tüm Olayları
Bilmesidir


Zamanın izafi oluşu, bize çok önemli bir gerçeği 
göstermektedir: Bu izafiyet o kadar değişkendir ki, 
bizim için milyarlarca yıl süren bir zaman dilimi, bir 
başka boyutta sadece tek bir saniye bile sürebilir. Hatta, 
evrenin başından sonuna kadar geçen çok büyük bir zaman 
 dilimi, bir başka boyutta, bir saniye bile değil, ancak bir
"an" sürüyor olabilir.


İşte çoğu insanın tam olarak anlayamadığı, materyalistlerin
 ise anlayamayarak tümden reddettikleri kader gerçeğinin
özü buradadır. Kader, Allah'ın geçmiş ve gelecek tüm olayları
bilmesidir. İnsanların önemli bir bölümü ise, Allah'ın henüz 
yaşanmamış olayları önceden nasıl bildiğini sorarlar ve 
kaderin gerçekliğini anlayamazlar. Oysa "yaşanmamış 
olaylar", bizim için yaşanmamış olaylardır. Allah ise zamana
ve mekana bağlı değildir, zaten bunları yaratan Kendisidir. 
Bu nedenle Allah için geçmiş, gelecek ve şu an hepsi birdir 
 ve hepsi olup, bitmiştir.

Lincoln Barnett, Genel Görecelik Kuramı'nın bu gerçeğe 
nasıl işaret ettiğinden, Evren ve Einstein isimli kitabında 
bahsetmektedir. Barnett'e göre, bütün anlamında varlıkları 
ancak "bütün yüceliğiyle kozmik bir zihin" kavrayabilir. 
Barnett'in "kozmik zihin" dediği İrade, tüm evrene hakim 
olan Allah'ın ilmi ve aklıdır. Bizim bir cetvelin başını, ortasını, 
sonunu ve aralarındaki tüm birimleri bir bütün olarak tek 
bir anda kolayca görebilmemiz gibi, Allah da bizim bağlı
olduğumuz zamanı başından sonuna kadar tek bir an olarak
bilir. İnsanlar ise sadece zamanı gelince bu olayları yaşayıp, 
Allah'ın onlar için yarattığı kadere tanık olurlar.


Einstein'in Genel Görecelik Kuramı


Zamanın bir algı olduğu, 20. yüzyılın en büyük fizikçisi sayılan 
Einstein'ın ortaya koyduğu Genel Görecelik Kuramı ile de 
doğrulanmıştır. Lincoln Barnett, Evren ve Einstein adlı kitabında 
bu konuda şunları yazar:




"Salt uzayla birlikte Einstein, sonsuz geçmişten sonsuz
geleceğe akan şaşmaz ve değişmez bir evrensel zaman 
kavramını da bir yana bıraktı. Görecelik Kuramı'nı
çevreleyen anlaşılmazlığın büyük bölümü, insanların 
zaman duygusunun da renk duygusu gibi bir algı biçimi 
olduğunu kabul etmek istemeyişinden doğuyor... Nasıl 
uzay maddi varlıkların olasılı bir sırası ise, zaman da 
olayların olasılı bir sırasıdır." (Lincoln Barnett, Evren 
ve Einstein, Varlık Yayınları, 1980, ss. 52-53.)


Einstein, Barnett'in ifadeleriyle, "uzay ve zamanın da sezgi 
biçimleri olduğunu, renk, biçim ve büyüklük kavramları gibi 
bunların da bilinçten ayrılamayacağını göstermiş"tir. Genel 
Görecelik Kuramı'na göre "zamanın da, onu ölçtüğümüz 
olaylar dizisinden ayrı, bağımsız bir varlığı yoktur."


Zaman bir algıdan ibaret olduğuna göre de, tümüyle 
algılayana bağlı, yani göreceli bir kavramdır.
Zamanın göreceliği, rüyada açık bir biçimde yaşanır.
Rüyada gördüklerimizi saatler sürmüş gibi hissetsek 
de, gerçekte herşey birkaç dakika hatta saniye sürmüştür.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Giriş

Niçin Kendini Kandırıyorsun?İnsan aldanıp yanılmaya, yanlış yola sapmaya, kendini kandırarak ömrünü boş işlere harcamaya yatkın bir varlıktır. Yeryüzündeki her detay son derece mucizevi özelliklere sahiptir. Buna rağmen düşünmeyen insan vicdansızlık yaparak bunları görmemeye, duymamaya veya görüp, duyup da anlamazlıktan gelmeye meyillidir. Ancak unutulmamalıdır ki eğer insan Allah'ın varlığı ve büyüklüğü üzerinde düşünmez ve aklını kullanmazsa, dünyada yaşadıkları nedeniyle sonsuz bir pişmanlıkla karşı karşıya kalabilir.

Gerçek ve samimi imana sahip insanlar hiçbir konuda kendilerini kandırmaz ve gerçeklerden kaçmazlar. Çünkü bu insanlarda güçlü bir Allah korkusu vardır ve bu nedenle Allah'ın rızasını kaybetmekten, O'na kullukta kusur etmekten şiddetle sakınırlar. Ama Kuran'da bildirilen ifadeyle "kalbinde hastalık olan kişiler" ise Allah'a ibadet etmekte "ağır" davranırlar. Allah bu insanların varlığını Nisa Suresi'nin 72. ayetinde "Şüphesiz içinizden ağır davrananlar vardır" şeklinde bildirmiştir.

Bu insanlar Kuran'a uygun olan yaşam ve ahlak modelini bilirler, ama samimi olmadıkları için bu konuda isteksizdirler. İbadetleri yerine getirmemek için daima bahane ararlar. Sürekli böyle bir arayış içinde oldukları için de her şart ve ortamda kendilerini kandıracak ya da doğru olandan uzaklaştıracak sahte gerekçeler bulurlar. Allah'ın bir başka ayetinde bildirdiği gibi "bir ucundan dini yaşarlar" ve Allah'a gereği gibi kulluk etmezler. Halbuki onlar böyle samimiyetsiz bir ibadet anlayışıyla yalnızca kendilerini kandırırlar.

Samimiyetten uzak insanların Allah'a karşı olan sorumluluklarından kaçmak, ömürlerini dünyevi hırslarla tüketmek için bitip tükenmeyen bahaneleri vardır. Genç yaşlarında, okul yıllarında, iş hayatına atılınca, eğlencede, yazın, kışın, çocuk sahibi olunca, üzülünce, sevinince... Her durumda ibadet etmelerine, Allah'ın gösterdiği ahlakı yaşamalarına engel olarak gösterebilecekleri suni sebepler üretebilirler. Burada önemli olan, insanların bu gerekçeleri öne sürerken samimiyetsiz olduklarının iyice anlaşılmasıdır. Çünkü dünya üzerinde bir insanın Allah'ın istediği güzel ahlakı yaşamasına engel olabilecek hiçbir gerekçe olamaz. Eğer insan böyle bir gerekçe öne sürüyorsa, bu, tamamen kendi samimiyetsizliği veya iradesizliğinin göstergesidir.

Allah'ın kendisini her an sarıp kuşattığını, kendisine şah damarından yakın olduğunu, herşeyi gördüğünü, işittiğini, herkesin gizlediklerini de açığa vurduklarını da Rabbimizin bildiğini bilen bir insan, O'na olan kulluğunda asla samimiyetsizlik yapmaya kalkışamaz. Bir bahane öne sürecek olsa bunu, daha kalbinden geçirirken Allah'ın bileceğini ya da kullukta çekimser davranan bir insanın içindeki isteksizlikten Allah'ın haberdar olacağını çok iyi bilir. Dolayısıyla da kendisini kandırmanın bir kaçış olamayacağının, aksine onu çok büyük kayıplara uğratacağının da bilincindedir. Böyle bir insan hiçbir şartta Allah'ın rızasından taviz vermez. Çünkü Allah'a kesin bir bilgi ile iman ettiği için zaafı yoktur. Kayıtsız şartsız bir samimiyet içindedir.

Kalbinde hastalık bulunan insanlar ise, Allah'ı açıkça inkar etmeseler de imanlarında bir zaafiyet olması söz konusudur. Yani inançları belli koşullara bağlıdır. Nefislerinin rahatıyla ya da çıkarlarıyla çelişen ilk anda, güzel ahlaktan taviz vermekten çekinmezler. Bunun dışındaki zamanlarda da kendilerince kolaylarına gelen ibadetleri yerine getirerek vicdanlarını rahatlatmaya çalışırlar. Bu insanlar kendilerini çok açık bir şekilde kandırırlar, ama bir türlü bunun şuuruna varmazlar.

Kendini Kandırmak Yerine Samimiyet

Durum böyleyken insanın değil kendisini kandırması, son derece açık bir şuurla ve dikkatle kulluk görevini yerine getirmesi gerekir. Bu da, kişinin her an vicdanının sesini dinlemesi ve Allah'ın kitabı Kuran'a uyması ile mümkündür. Samimi olarak iman eden bir insan için başka bir yol yoktur. İnsanın dünyada yaşadığı süre boyunca her geçen saniye ölüme ve hesap gününe biraz daha yaklaştığını, yaptığı her davranışın, aklından geçen her düşüncenin Allah'ın bilgisi dahilinde olduğunu ve bunlardan sorumlu tutulacağını düşünmesi, kendisi için en güzel ve kazançlı olan yoldur.

Dikkat edin, Allah'a karşı samimi olmaya yönelten bu yol, insan için en kolay olanıdır. Bir anlık düşünmenin ve verilen samimi bir kararın ardından insan tüm yaşamı boyunca bu kararın getireceği şuur açıklığı ile yaşayabilir. Bu bilinci kazandığında ise hiçbir konuda kendini kandırmaz ve bu şekilde kendi kendini ebedi zarara uğratmaktan sakınmış olur.

Unutmayın; kendini kandırmak insan için, bir nevi ateşle oynamaktır. Kişi, bu şekilde oyalanırken ve tam da dünyaya dalmışken bir anda canını teslim almaya gelen melekleri yanında bulabilir. Bu durumda "Ne iyi ettim, dünyadaki hayatım boyunca yedim, içtim, gezdim, eğlendim, sorumluluklarımı, kulluk vazifemi gözardı ettim, hiç düşünmedim" diyebilecek midir? Kuşkusuz ki hayır. Bu, en gafil insanın bile aklından geçiremeyeceği bir düşüncedir.

Bu, bütün insanların aklından bir an bile çıkarmaması gereken çok önemli bir gerçektir. Allah bu gerçeği ayetlerinde hatırlatırken, kendilerini kandıran insanların pişmanlıklarını ve çaresizliklerini de şöyle bildirmektedir:

"Azab size gelip çatmadan evvel, Rabbinize yönelip-dönün ve O'na teslim olun. Sonra size yardım edilmez. Rabbinizden, size indirilenin en güzeline uyun; siz hiç şuurunda değilken, azab apansız size gelip çatmadan evvel. Kişinin (yana yakıla) şöyle diyeceği (gün): "Allah yanında (kullukta) yaptığım kusurlardan dolayı yazıklar olsun (bana) doğrusu ben, (Allah'ın diniyle) alay edenlerdendim." Veya: "Gerçekten Allah bana hidayet verseydi, elbette muttakilerden olurdum" diyeceği, ya da azabı gördüğü zaman: "Benim için bir kere daha (dünyaya dönme fırsatı) olsaydı da, ihsan edenlerden olsaydım" (diyeceği günden sakının). " (Zümer Suresi, 54–58)

Ölüm Gerçeğini Görmezden Gelmeye Çalışanlar, Yüzünden İnsan Işığı Alınmış Olanlar

Dünya Hayatının Beynimizde Oluştuğu, Teknik Bir Gerçektir